11 Haziran 2010 Cuma

"SPOR İLETİŞİM" DERGİSİ SAYI 3




"Slovenya ve Yeni Zelanda'ya Bakış"(Beyazlar ve Ejderhalar) portresini benim yazdığım dergimizin 3. sayısındaki yazı başlıkları;

*Madrid Open
*Şampiyonlar Ligi Kadınlar ve Erkekler Finali
*TSL Değerlendirmesi
*U-17 Avrupa Şampiyonası
*Futbolcu Eşleri
*WRC Portekiz & F1 İstanbul GP
*NBA Konferans Finalleri
*TBL Final Efes-F.Bahçe
*Dünya Takımlar Masa Tenisi Şampiyonası
*Avrupa Okçuluk Şampiyonası
*Asya Şampiyonlar Ligi
*Bank Asya
*TOP-10 Asansör Takımlar
*2016 Avrupa Şampiyonası Adaylık Süreci
*Takımların Tanıtılması
*Slovenya ve Yeni Zelanda'ya Bakış
*Afrikalı Futbolcuların Avrupa'ya Gelişleri
*Turnuva maskotu ve Maskotlar Tarihi
*Dünya Kupasında Oynanamış 10 Yıldız
*Dünya Kupası Oyunları
*G.Afrika Tarihi
*2010 Dünya Kupasına Gidemeyenler
*Dünya Kupası ve G.Afrika Filmleri
*Avrupa Futbolunda Irkçılık
*Dünya Kupasının Yükselen Genç Futbolcuları
*Roger Milla
*George Weah
*Nelson Mandela
*Kenny Dalglish
*Rajon Rondo
*Jay Jay Okocha

2 Haziran 2010 Çarşamba

ONLAR HEP EVDEYDİLER

2010 Dünya Kupası yaklaşırken turnuvaya katılamayan takımlar ve yıldız futbolcular konuşuluyor. Onlar Güney Afrika’da yer almayacaklar, peki ya futbol yaşantısı boyunca Dünya Kupası tecrübesi yaşayamayan yıldızlar… İçlerinde Nicolas Anelka, Ryan Giggs, George Best, Bernd Schuster, Frédérıc Kanouté ve Dımıtar Berbatov’un da bulunduğu futbolculara bir göz atalım;
* NICOLAS ANELKA: Nicolas Anelka iniş-çıkışlarla dolu kariyerinde Arsenal, Real Madrid, Liverpool, PSG, Manchester City gibi dev kulüplerin yanı sıra ülkemizde de Fenerbahçe formasıyla mücadele verdi. Futbol yaşamını Chelsea’de sürdüren 31 yaşındaki Fransız yıldız bu sefer Afrika’da ülkesine TV başından değil, saha içinde mücadele ederek destek verecek.
* RYAN GIGGS: Manchester United’ın efsane futbolcusu Ryan Giggs Dünya Kupası tecrübesi yaşamamış ilginç isimlerden biri. Galli futbolcunun Dünya Kupası’nda hiç oynamamış olması ismine bakıldığında şaşırtıcı, ülkesine baktığımızda ise sıradan bir durum. Zira Galler tarihinde sadece 1958 Dünya Şampiyonası’nda yer almış, İsveç’te düzenlenen turnuvada çeyrek finale kadar yükselmişti. * JOHN BENJAMIN TOSHACK: Dünya devi Real Madrid’i ve ülkemizde Beşiktaş’ı çalıştıran Galli teknik adam da futbolculuğunda Dünya Kupası atmosferinde bulunmayan isimlerden biri.
* ERIC CANTONA: Yeşil sahaların asi Fransızı Eric Cantona kariyerine 3 Dünya Kupası isabet etmesine rağmen bu tecrübeyi yaşayamadı. Bunların sadece birine katılma hakkı kazanan Fransa’da(1986 Dünya Kupası Meksika) Cantona o kadronun içinde kendine yer bulamadı.
* GEORGE BEST: Dünya futbolunun efsane isimlerinden George Best’te ülke nedeniyle Dünya Kupası deneyimi yaşayamayanlardan. Kariyerinde birçok başarı elde eden Best, dünya üzerinde hala geniş bir hayran kitlesine sahip.
* ALFREDO DI STÉFANO: Real Madrid ve dünya fubolunun efsane ismi Di Stefano kariyerinde Arjantin ve İspanya olmak üzere 2 ayrı milli takımda forma giymesine rağmen Dünya Kupası’nda yer almadı.
* IAN RUSH: Liverpool’un efsane isimlerinden Rush, Galler formasıyla attığı 28 golle en ülkesinin en skorer ismi olmasına rağmen Dünya Kupası’nda oynamadı.
* GEORGE WEAH: Kariyerinde Monaco, PSG, Marsilya, Manchester City ve Chelsea gibi kulüplerde forma giyen ancak İtalyan devi Milan’da oynadığı futbolla akıllara kazınan Liberyalı golcü de Dünya Kupası’nda oynama şansı bulamayan isimlerden biri.
* BERND SCHUSTER: Günümüzün popüler teknik adamlarından Alman Bernd Schuster, Barcelona ve Real Madrid forması giyip birçok başarı yakalamasına rağmen Dünya Kupası’nda oynayamadı.
* LIAM BRADY: Kariyerinde Arsenal, Juventus ve Inter formalarını giyen günümüzün İrlanda Milli Takım yardımcı antrenörü ve Arsenal altyapı sorumlusu Liam Brady’de turnuvada mücadele edemeyenlerden. * SAMI HYYPIÄ: 37 yaşındaki Finlandiyalı savunma oyuncusu aynı zamanda kaptanlığını sürdürdüğü milli takımla birlikte 105 maçta görev almasına rağmen Dünya Kupası tecrübesi bulunmuyor.
* JARI LITMANEN: Barcelona, Liverpool, Ajax gibi takımların formalarını yıllarca terleten Litmanen Finlandiya Milli Takım formasını en fazla giyen oyuncu olmasına rağmen Dünya Kupası’nda yer almadı.
* CRAIG BELLAMY: Galler Milli Takımının kaptanı Bellamy aynı hocası Toshack gibi Dünya Kupası tecrübesi yaşayamayan isimlerden.
* DIMITAR BERBATOV: Manchester United’in Bulgar forveti Berbatov ülkesinin en önemli futbolcularından biri ancak o da Dünya Kupası’nda oynayamadı.
* FRÉDÉRIC KANOUTÉ: Sevilla’nın Malili forveti Kanoute dünyanın en iyi Afrikalı golcülerinden biri ancak Dünya Kupası’nda forma giyemeyen isimlerden biri de o.
* ALEXANDER HLEB: Arsenal ve Barcelona formaları altında mücadele eden Belaruslu futbolcu da Dünya Kupası’nda oynayamayanlardan.
* EIDUR GUDJOHNSEN: Barcelona ve Chelsea ile birçok kupa kaldıran İzlandalı golcü Dünya Kupası’nda forma giyemedi.
* ANDREI ARSHAVIN: Zenit ile Uefa kupasını kazanan ve şu an Arsenal’de top koşturan Rus yıldız henüz Dünya Kupası’nda mücadele edemedi.

21 Mayıs 2010 Cuma

"SPOR İLETİŞİM" DERGİSİ SAYI 2

"Spor İletişim" Dergisi Sayı 2-

"Ricky Rubio" portresini benim yazdığım dergimizin 2. sayısındaki yazı başlıkları;

*Bursaspor’un Şampiyonluk Öyküsü
*Sivasspor’un Çöküş Hikayesi
*İspanya Ligi sezon değerlendirmesi
*İngiltere Ligi sezon değerlendirmesi
*Fransa Ligi sezon değerlendirmesi
*İskoçya Ligi sezon değerlendirmesi
*Hollanda Ligi değerlendirmesi
*Şampiyonlar Ligi finaline bakış
*UEFA Avrupa Ligi finali
*Bucaspor
*Bank Asya Playoff karşılaşmaları
*F1 İspanya ve Monaco GP'si
*Roland Garros
*Nba Playoff serileri
*TB2L Playoff serileri
*TBBL Fenerbahçe – Galatasaray serisi
*Golden League Doha yarışına ön bakış
*Volkan Şen
*John Higgins
*Ricky Rubio
*Kevin Durant
*Dünya Kupası Albümü Değerlendirmesi
*Voleybol sezon panoraması
*Avrupa Kupalarını Katılan Takımlar
*En İyi 10
*Futbol Müzikleri
*Avustralya Futbolu
*Anıl Aksaç röportajı
*Barış Kuyucu röportajı

17 Mayıs 2010 Pazartesi

LA PISTOLA: RICKY RUBIO

Richard 'Ricky' Rubio Vives Barcelona'nın kuzeyinde yer alan El Masnou isimli banliyö kasabasında dünyaya geldi. Sadece 4 yaşında basketbol oynamaya başladı. El Masnou kulübünün küçükler ligi sisteminde büyüdü. Alt yaş takımlarında oynarken genelde üst yaş kategorilerinde forma giydi. Olağanüstü yetenekleriyle öne çıkan Rubio, DKV Joventut'un yetenek avcılarının gözünden kaçmadı ve onunla sözleşme imzaladılar.
15 yaşına basmadan birkaç gün evvel İspanya Ligi'nde ilk maçına çıkarak lig tarihinin en genç oyuncusu oldu. Aynı yıl FIBA Eurocup’ı kazandı. Bir anda spot ışıkları üzerine çevrilmişti ve yalnızca 1 sene sonra Euroleague kariyeri başlayacaktı. 16 yaş altı Avrupa Şampiyonası Finali'nde Rusya’ya karşı 51 sayı 24 ribaund 12 asist ve 7 top çalma ile NBA yıldızlarını bile kıskandıracak bir performans sergileyen Rubio turnuva genelinde 23,3 sayı, 12,8 ribaund, 7,1 asist ve 6,5 top çalma ortalamaları yakalayarak aynı zamanda turnuvanın MVP'si seçiliyordu. Artık ondan “Dünyadaki en iyi uluslararası yetenek” olarak bahsediliyordu.
Kariyerindeki ilk tam sezonu olan 2006 – 2007’de en çok top çalan oyuncu olan Rubio aynı zamanda Euroleague’in ‘Yükselen Yıldızı’ ödülünü de kazanıyordu. Sıra dışı yetenek Rubio her yıl oyununu kat kat geliştiriyordu. 2007 – 2008 sezonu başarı dolu bir yıl oldu Ricky ve takımı Joventut için. İspanya Ligi, İspanya Kupası ve ULEB Cup sevinci yaşayan İspanyol yıldız aynı zamanda ligin en iyi savunmacısı ödülününde sahibi oldu. 2008 Pekin Olimpiyatları’nda ise olimpik kadroda kendine yer buldu ve Pekin’den 18.5 dakika, 4.8 sayı, 4 ribaunt ve 3 asist ortalamaları ve gümüş madalyayla döndü. Üç yıl üst üste (2007, 2008, 2009) FIBA Avrupa’da Yılın Genç Oyuncusu ödülünü kazanmak Rubio’nun şöhretini iyiden iyiye perçinledi. 2009 NBA Draft’ının ilk turunda Minnesota Timberwolves tarafından 5. sırada seçilerek 90’lı yıllarda doğan ve NBA’e seçilen ilk oyuncu oldu. Ne var ki Rubio, NBA’e gidişini bir süre erteleyerek Regal Barcelona ile 6 yıllık sözleşme imzaladı. Aynı sene Avrupa Şampiyonası’nda, altın madalya kazanan İspanya kadrosunun bir parçası olarak 22.6 dakika, 5.9 sayı, 2.2 ribaunt ve 3.9 asist ortalamaları tutturarak, Pekin’deki istatistiklerini az da olsa geliştirmiş oldu. Avrupa’da kalmayı tercih eden Rubio Regal Barcelona ile ülke içindeki tüm kupaları almakla kalmayıp Euroleague Final Four finalinde de Olympiakos’u mağlup ederek kupaya uzandı. Her geçen gün kişisel müzesini büyütmeye devam eden Rubio o sezon aynı zamanda İspanya Ligi’nde Yılın En İyi Oyun Kurucusu ödülüne de mazhar oldu.
Ricky Rubio en iyi olma yolunda hızla ilerliyor. Kobe Bryant onun için “Rubio oldukça yetenekli, yüksek bir basketbol zekâsı var” diyor. LeBron James, Ricky’yi “Mevkisinde oldukça iyi ve çok zeki” diyerek övüyor. Vatandaşı Pau Gasol ise “Ricky çok özel bir oyuncu ve liderlik ruhuna sahip” diyor Ricky için. En iyilerin, İspanyolların yükselen yıldızı Ricky Rubio hakkındaki görüşlerini göz önüne alırsak gelecekte dünyanın en iyisi olabileceğini görmek çok da zor değil.
-"SPOR İLETİŞİM" dergisi için yazılmıştır.-

9 Mayıs 2010 Pazar

"SPOR İLETİŞİM" DERGİSİ SAYI 1

Kadir Has Üniversitesi Spor İletişimi programından aralarında Atilla Nesipoğlu, Uğur Karakullukçu, Eray Sözen, Efe Yıldırım ve daha bir çok arkadaşımın bulunduğu ekiple hazırlanan dergimiz yayınlandı. Benim de "Johan Neeskens" yazısıyla katkıda bulunduğum derginin içerisinde;

-Avrupa kupaları yarı final değerlendirmeleri
-Cüneyt Çakır, Johan Neeskens, Emmanuel Emenike, İskender Alın portreleri
-Unutulmaz 10 Final Haftası özel dosyası ve Futbol Özel köşesi
-NBA Play-Off 1. turu, Euro lig 4'lü final ve TBBL final değerlendirmeleri
-Motor Sporları, Bisiklet, Tenis, Voleybol ve Buz Hokeyi özel yazıları ve ismini vermeyen bir stad güvenliğiyle özel röportaj bulunuyor.


7 Mayıs 2010 Cuma

HOLLANDALI KAHRAMAN: JOHAN NEESKENS

Johan Neeskens...

Bu ismi duyduğumuzda 74 Dünya Kupası finalindeki penaltı golünü anımsarız. Bizim nesil o dönemde portakalda vitamin bile olmadığından(Portakala dikkat!) Neeskens'in nasıl bir futbolcu olduğunu sadece tozlu raflardaki kasetlerden biliriz. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi takımlarından biri olarak gösterilen 1974 Hollanda kadrosu içinde savaşçı ve dinamik yapısıyla öne çıkan isimlerinden biri olan Johan mantalite olarak üst düzeydeydi. Onu rakip kalede gol aradıktan sonra kendi ceza alanında golü engellerken görebilirdiniz. Neeskens tıpkı 74 Hollanda kadrosu içerisindeki arkadaşları gibi Rock yıldızlarına benzetilirdi. O dönemde kızlar Hollandalının bakışlarına, erkekler ise hırsına hayrandı.
Total futbolun ilk temsilcilerinden Johan Neeskens kariyerine doğdu şehirle aynı adı taşıyan Heemstede'de başladı. Kısa bir süre içinde dikkatleri çeken Johan, kariyerinin sonlarında Ajax'tan Heemstede'e transfer olan Arie van Eijden'in tavsiyesiyleAmsterdam ekibine transfer oldu. 19 yaşında Ajax formasını sırtına geçiren Neeskens, takımın yıldızı Cruyff ile beraber büyük başarılar kazanılmasında pay sahibi oldu. Amsterdam ekibinde 2 Hollanda ligi, 2 Hollanda kupası, 3 Şampiyon Kulüpler kupası, 1 Kıtalararası kupa ve 2 UEFA Süper kupası kaldıran Johan sadece formasını giydiği Ajaz tarafından değil tüm Hollandılılar tarafından kahraman olarak görülüyordu.
Hollandalı kahraman Neeskens portakal akımına kapılıp Barcelona'ya transfer oldu. İspanyol ekibinde fazla kupa kaldıramamasına rağmen hırslı yapısıyla Katalanların sevgisini kazandı. Bu onun için kupalardan daha değerliydi. İspanyollar Neeskens'e "Johan Segon"(İkinci Johan) ve "El Toro"(boğa) lakaplarını taktılar. Rakip takımın hücum oyuncularını marke etmesiyle ünlenen Neeskens futbol otoritelerinin de övgüsüne mazhar oldu. Dünyaca ünlü Brezilyalı efsane Pele tarafından seçilen tüm zamanların en iyi takımında Hollandalınında ismi yazıyordu. Katalan ekibiyle İspanya Kral kupası ve UEFA kupasına uzanan Neeskens 1978 yılında ise İspanya'da yılın futbolcusu ünvanının sahibi oldu.
Zirvede geçen yılların ardından Neeskens kıta değiştirmeye karar verdi ve rotasını Amerika'ya çevirdi. Franz Beckenbauer'li New York Cosmos'la özleşme imzalayan Johan'ın kariyeri tepetaklak olmuştu. 2.5 yıl boyunca milli takımda yer almayan Hollandalı ile ilgili dedikodular ayyuka çıkmıştı. Neeskens'in finansal ve psikolojik problemler yaşadığı, zamanını kumar oynayarak geçirdiği, içki ve uyuşturucu kullandığı iddia ediliyordu. Hollandalılar kahramanları için endişelenmeye başlamıştı. Bunun üzerine dönemin Hollanda Milli Takım teknik direktörü Kees Rijvers New York'a gitti. Portakalları yeniden yapılandırmak isteyen Hollandalı teknik adam takımı Neeskens'in etrafına kurarak onun tecrübelerinden faydalanmayı umuyordu. Milli takıma dönen Johan için ülkesine dönüş vakti de gelmişti. Groningen'e imza atan Neeskens sezon boyunca yalnızca 7 maçta forma giyebildi. Rotasını tekrardan Amerika'ya çeviren Hollandalı Minnesota ve Ford Lauderdale takımlarında mücadele ettikten sonra kariyerini sonlandıracağı İsviçre'ye yelken açtı. İsviçre'de 4 yıl top koşturan Neeskens 1991'de futbola veda etti. Ertesi yıl futbolculuk kariyerini sonlandırdığı kulüp olan FC Zug'da teknik direktör olarak göreve başladı. Başarılı geçen yılların ardından Johan'a Bundesliga'dan talipler olsa da o, dönemin Hollanda teknik direktörü Guus Hiddink'in yardımcılık teklifini reddetmedi. EURO 96'da Hiddink'in yardımcılığını üstlenen Neeskens, Guus Real Madrid'e gidince yerine gelen Frank Rijkaard'ın önerisi üzerine görevine devam etti.
Hollandalı Kahraman Neeskens milenyumla beraber NEC Nijmegen'de çalışmaya başladı. 4 yıl boyunca takımın başında kalan Johan, NEC Nijmegen'in 17 yıl sonra Avrupa kupalarında mücadele etmesini sağladı. Günümüzün Türkiye Milli Takım teknik direktörü Guus Hiddink Avustralya'ya giderken Neeskens onu yalnız bırakmadı. Avustralya, Almanya'da düzenlenen 74 Dünya Kupasından beri turnuvaya katılamyordu. 74 Dünya Kupasının yıldızlarından Neeskens'in sihri işe yaradı ve Avustralya 2006 Dünya Kupasında boy gösterdi.
Dönemin Barcelona teknik direktörü Rijkaard, yardımcısı Henk Ten Cate'i Ajax'a kaptırınca yarine Neeskens geldi. Barçalı taraftarların "Johan Segon"u böylece Katalunya'ya dönüş yaptı. 2 yıl boyunca görevi sürdüren Johan, Rijkaard'la beraber takımdan ayrıldı ve Hollanda B Milli Takımını çalıştırmaya başladı.
Sezonu hüsranla kapatan Galatasaray Rijkaard'ı takımın başına getirince Johan'a İstanbul yolu gözüktü. Boğazın kırmızı ekibinde Türk futboluna katkıda bulunan Hollandalı kahramanla aynı şehirde nefes almaktan keyif alıyor ve gurur duyuyoruz.



-"SPOR İLETİŞİM" dergisi için yazılmıştır.-

11 Nisan 2010 Pazar

EL CLASICO

Günlerdir El Clasico fırtınası esiyordu etrafımızda. Nereye gitsek, kafamızı nereye çevirsek Real - Barça maçaı ne olur? muhabbeti dönüyordu. Bu konuşmalarda Messi'nin nasıl durdurulacağına dair fikirler ortaya atılıyordu. Ancak sonuçla ilgili ortaya çıkan hakim görüş Ibrahimovic'den yoksun olan Barça'nın, Real'e boyun eyeceğiydi.
Maça Real'in fırtına gibi başlaması bekleniyordu. Fırtına öncesi durgun sularda ilk şimşeği bekleyen iki takım önce güçlerini tarttılar. Katalan ekibi baktı ki Real maça konsantre olamamış deplasman takımı hüviyetinden çıkayım dedi ve bilindik ataklarına başladı. Barcelona beklemediği kadar rahat top çeviriyordu. 33'de "insan" Messi dengeyi bozdu. Xavi ile verkaça giren Messi gelen mükemmel pası göğüs kontrolüyle Albiol'u çalımladı ve topu Casillas'ın yanından ağlara gönderdi. İlk devre bu skorla sona erdi.
Real Madrid ikinci yarıya daha istekli başladı. Barcelona skor avantajıyla kontrollü oynayan taraftı. Eflatun-beyazlılar istekli görüntüsüne rağmen topu ileri taşıyamıyordu. Kulübede oyunu kurabilecek tek oyuncu olarak gözüken Guti oyuna girmeye hazırlanırken Xavi müthiş bir pasla Pedro ve Casillas'ı karşı karşıya getirdi. Bu durumu iyi değerlendiren Pedro farkı ikiye çıkararak Los Galacticos'u moral olarak çökertti. Sonraki dakikalarda karşılaşmanın kırılma noktası sayılabilecek pozisyonda Valdes ile karşı karşıya kalan Van der vaart golü yapamadı. Hollandalı yıldız eğer meşin yuvarlağı ağlarla buluşturabilseydi, karşılaşma Madrid ekibi için yeniden başlayabilirdi.
Maçın büyük bölümünde topa sahip olarak Real Madrid'e oynama şansı vermeyen Katalanlar kazanmayı hakeden taraftı. Maçın yıldızı ise tabiki "Xavi" idi.

23 Mart 2010 Salı

CANAYDIN'I KAYBETTİK

1943 - 2010

Özhan Başkanı kaybettik. Başımız sağolsun.
Daha stadı görecektin başkan...!

3 Mart 2010 Çarşamba

DEMİRYOLU - FUTBOL İLİŞKİSİ

Futbol... Dünyayı peşinden sürükleyen, kitleler oluşturan bir spor ve hatta bazıları için bir din. Bu oyunu ilk oynayan, kurallarını koyan, kitlelere öğretenlerin İngilizler olduğunu biliyoruz. Ama bu oyuna yön veren İngilizlerin ne işle uğraştıklarını bilmiyoruz.
O dönemlerde sınıflara ayrılmış toplumda özellikle işçi sınıfına mensup kişiler futbolun temellerini atmış ve bu oyuna gönül vermişlerdir. Bu yapılanmada demiryolu işçileri ön plana çıkmıştır. Demiryolu işçileri bazı ülkeleri futbolla tanıştırırken bazı ülkelerde de kulüp kurarak güzel oyunun gelişimine katkı sağlamıştır.
Dünyada milyonlarca taraftarı olan yüzbinlerce futbol kulübü bulunmakta. Başta İngiltere olmak üzere birçok ülkede Demirspor mücadele etmektedir. Ülkemizde ise başta Adana Demirspor olmak üzere yaklaşık 50 tane Demirspor alt liglerde daha yukarılara çıkmak için mücadele vermektedir. Dünyada Demirsporların en büyük temsilcisi günümüzde hayranlıkla izlediğimiz Manchester United'dır. Kırmızı şeytanlar demiryolu işçileri tarafından 1878 yılında Newton Heath LYR(Lancashire and Yorkshire Railway) adıyla kurulmuştur. Kurulduktan sonra finansal sorunlarla boğuşan ekip 1902 yılında Amerikalı bir işadamı tarafından satın alınarak Manchester United ismini almıştır. Manchester şehrinin kırmızı ekibi günümüze kadar gelen süreçte pek çok başarı kazanarak demiryolu işçilerinin gurur kaynağı ve dünyada en çok taraftarı olan kulüp olmuştur.
Bu konuya birde ülke açısından bakalım. Dünyada en göze hoş gelen futbolu oynayan, dünya futboluna en çok yıldız oyuncu yetiştiren ve dünyada en çok profesyonel futbolcusu bulunan Brezilya. Brezilyalıların futbollarının atası olarak adlandırdığı, bu doğuştan yetenekli adamlara futbolu öğreten bir Britanyalı; Charles William Miller.
John Miller(Charles'in babası) 1870'lerde demiryolu işçisi olarak gelen 3000 Britanyalı'dan biridir. Charles 1874'de Sao Paulo'da doğmuştur. 10 yaşına geldiğinde babası onu okuması için İngiltere'ye gönderir. Charles 20 yaşında Brezilya'ya döndüğünde yanında futbol malzemeleri ve futbol kuralları kitabı vardır. O yıllarda Arjantin'de almış başını gitmiş ve hatta federasyon bile kurulmuştur. Charles tren garı yakınlarında boş bir arazide bir grup genç Brezilyalıyı toplar ve 2 takım oluşturur. Bu Brezilya tarihinin ilk futbol maçıdır. Charles önderliğinde başlayan bu hareket kısa bir süre içinde tüm ülkeyi sarar. 1888 yılında Sao Paulo'yu kurar Charles ve arkadaşları. 1901'de de ilk lig karşılaşmaları oynanır. Charles 1914 yılında da federasyonunu kurarak Brezilya futboluna önemli bir adım daha attırır. Böylece günümüze gelen süreçte sambacılar futbolun zirvesine çıkıyorlar.
Demiryolu işçilerinin icraatlarına bir çırpıda baktığımızda onlar olmasaydı günümüz futbolunda büyük bir eksiklik olacağını görüyoruz. Güzel oyuna tüm katkılarınız için teşekkürler demir yolu işçileri. İyi ki varsınız..!

FIRÇA GİBİ

Esteban Cambiasso

Thierry Henry

Nicolas Anelka
Roberto Carlos
Zinedine Zidane
Henrik Larsson
Thomas Gravesen
Kasey Keller

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails